Wednesday, September 16, 2009

Geçmişin hayaletlerine saygılarımla


Biri gelir. Bi anda hayatınıza girer. Beklemezsiniz. Buyur etmezsiniz. O bi anda gelir ve hayatınızın ortasına oturur arsızca. Siz daha nolduğunu anlayamadan o egemenliğini ilan etmiştir bile. Bir oyuncak gibi oynar sizinle. Şımarık bir çocuktur o. İstediğini alır. Alamayınca gider. Çünkü bu oyuncakçı dükkanında raflar rengarenk başka oyuncaklarla doludur. Hırpalandıkça kokusu geçen çiçekler misali giysilerinizin rengi, teninizin pembeliği solar onun ellerinde. Ama o aldırmaz ve çeker gider bi gün. Uzanıp raftan başka bir oyuncağı alır ve uzaklaşır. Geldiği gibi aniden gider. Arkasından bakakalırsınız. Gittiğini de anlamazsınız bi süre. Üstünüze sinmiş ellerinin kokusunu duyarsınız. Duymaya çalışırsınız. Oysa o, kokusunu bile alıp gitmiştir. Kendiniz başta olmak üzere varolan bütün oyuncaklara düşman olursunuz. Aynaya bakamazsınız yıllarca. Cama vuran yansımanızdan kaçarsınız. Oyuncakçı dükkanındaki rafların en arkasına gizlenirsiniz. Zaten diğer oyuncaklar öyle parlak, öyle zarif, öyle güzeldir ki yokluğunuz farkedilmez bile. Sonra bir gün yaramaz bir çocuk gelir ve sizi saklandığınız delikten çıkarıverir. Üstünüzü başınızı siler. Tozlarınızı temizler. Mutlu olmaya başlasanız da kalp kırıklıklarınız geçmek bilmez. Bir yanınız raflara daima düşman kalır. Ve o raflar arasında dolanıp, bir o bir bu derken hiçbir oyuncağı beğenemeyen bütün çocuklara. Ama basit bir oyuncak olarak hayata karışamazsınız da. Çaresizlik içinde sıradaki darbeyi beklersiniz. Ve bu sinsi korku bi gün şeyi silip atıverir......

No comments:

Post a Comment

siz de buyrun