Wednesday, November 11, 2009

Tuesday, November 10, 2009

"döndü halka/ döndü olanca hızıyla/ toprak ki siyah bir halka idi/ ve geceye saklanırdı bazen/ tuttu su ile karıştı/ su ki sarı bir halka idi/ rengiyle dalaşırdı bazen/ tuttu toprağı kucakladı/ eğildim suya baktım/ suda kendimi gördüm/ kendimi sen sandım/ sarılmak için atıldım/ köprüye hıncım yalan imiş/ onu yıkarken suya karışan/ ben oldum...

Bir de baktım ki/ ben ben değilim artık/ suretim başka bir suret/ ismim bir başkasının ismi/ gönlüm ne yöne akar/ ben ne yöne/ verdiğin emaneti yitirdim yollarda/ hata ettim / kusur ettim/ affola..."
" Hepimiz çamurun içindeyiz ama bazılarımız yıldızlara bakıyor..." - Oscar Wilde

Sunday, November 8, 2009

XXXIII


Hep sarhoş olmalı. Her şey bunda; tek sorun bu. Omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken Zaman'ın korkunç ağırlığını duymamak için durmamacasına sarhoş olmalısınız.

Ama neyle? Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. Ama sarhoş olun.

Ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üstünde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun, yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, "Saat kaç?" deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir yanıtı size: "Sarhoş olma saatidir! Zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına! Şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz."

Charles Baudelaire, Paris Sıkıntısı

Tea and biscuits

Anılar en çok, burnumuza sinmiş bilindik kokularda saklanır


Kahve kokusu... Yeni kitap kokusu... Eski kitap kokusu... Defterlerimin kokusu... Sevgilimin teninin kokusu... Kütüphane kokusu... Fırından yeni çıkmış mis gibi tarçınlı kek kokusu... Anne kokusu... Ev kokusu... Deniz kokusu... İlk paptyaların kokusu... Ve bir demet nergis kokusu... Temiz banyo kokusu... Tertemiz nevresimlerdeki yumuşatıcı kokusu... Her şehrin kendine has kokusu...

Saturday, November 7, 2009

Kabul etmek her zaman çok kolay olmasa da... Yalanlardan ve ikiyüzlülükten bunalan bünyeye kötü(!) bile iyi gelir.

Friday, November 6, 2009

Wednesday, November 4, 2009


This is the stage i am in after all those hours and days of non-stop translating! :) I might have forgotten to look at the mirror as well. :P

Göğün cevabı

Sen misin soğuk havayı seven ve arsızca mutlu olan dedi yukarıdan biri. Ve sinsi yağmur suları penceremden sızdı. Yavaş yavaş ilerledi ve çantalarımı, çantalardan birinin içindeki sevgili kitabımı, ders notlarımı ve fotokopileri sırılsıklam etti. Hiçbi şeye değil de, en çok canım kitabıma yandım...

Benimle inatlaşmak istemezsin, küstah yağmur! Pişman olursun, benden söylemesi!

Şimdi anladım...

"Neden?" diye sormayı bırakınca kabulleniyormuş insan en fazla reddettiği gerçekleri bile.

Kış 'geliyorum' demeye fırsat bulamadan geldi bu yıl. 3 günde 3 mevsim atladık:
perşembe: serin sayılabilecek bir ilk bahar günü,
cuma: hafif yağmurlu, kapalı, depresif bir son bahar klasiği,
cumartesi: sağanak yağmur eşliğinde ilikleri donduran karanlık bir kara kış gecesi.

Henüz ne olduğunu anlayamadan kendini sahnede bulmuş acemi bir oyuncu gibi geldi bu yıl Kış. Hoşgeldi. Sefa olmasa da yağmurlar getirdi. Ah, bir de çamurlu yollarda yürümeyi öğrenebilsem de belime kadar çamura batmasam. Yine de güzel üşümek. Üşümeyi özlemişim. Yağmur ve rüzgar, odanın camlarını alaşağı edecek gibi vuruyor pencereye yine. Değişen çok şey yok. Camdaki buhar bile aynı. Ama ben öyle özlüyorum ki, aklıma geldiği anda içim acıyor. Nefesim kesiliyor.
Burası değil. Orası.
Lütfen.

Tuesday, November 3, 2009

KIŞ


Kış geldi!
soğuk yüzüme vurdukça,
burnum kızarıp yanmaya başladıkça,
yüzüm sonunda gülüyor mu ne?
ne botlardan sıçrayıp pantolonuma yapışan çamur tabakası
ne titreyen ellerim
ne de yalnızlık
başka hiçbir şey canımı yakmıyor soğukta.
alış diyorum, az kaldı daha soğuna.
az kaldı kirpiklermin buz tutup yine birbirine yapışıp kalmasına.
şimdi uzakta ama
bana bi tek sıcağına sığınıp ısınacak temel reis kolları lazım
üşüyüp mızmızlık yapsam da
beni güldüren o gözler lazım.
şimdi üşümeler yalnız
soğuk da yalnız
ben de.
ama ciğerlerime işleyen buz gibi havada
bir parçacık umut saklı.
soğuk bi umut.
ve tatlı.