Thursday, April 29, 2010

Monday, April 26, 2010


He's just NOT that into you.

Is it possible to go back?

Sunday, April 25, 2010

Umut



Annem artık gel diyor. Gel de plan yapalım diyor.
Plan yapmak... Bu belirsizlikte öyle ütopik geliyor ki kulağa. Yine de umut dolu. Dünyada en güvendiğin ve sırtını hiç düşünmeden yaslayabilceğin iki insandan birinden, belki de en en en güvenilir olanından duyunca hele, sanki hiçbir şey korktuğum gibi olmayacakmış gibi hissettim. Her şey güzel olacak. Bana söz verildiği gibi. hakettiğim gibi. Sabrettiğim gibi. Tüm o gözyaşlarına değecek, yaşanan sıkıntılara değecek, verilen emeklere değecek, her şey çok güzel olacak.
Sahip olduğumu sandığım her şey, herkes parmaklarımın arasından minicik kum taneleri gibi sonsuzluğa doğru akıp giderken, tutunulacak en sağlam dal, sığınılacak en güvenli yer belki de, anne rahmindeki fetusun duyduğu güven ve dünyaya gelmeden önce hissettiği (bence hissedebiliyordur) heyecan gibi. Korku değil, zevkli bir kalp çarpıntısı yalnızca.


Umut.
En çok ihtiyacım olan ve en sevdiğim tarafından elimden alınan şey-di.

Umut.
Belki de geri geldi-gelecek.

Hayatımda yanlış giden bir şeyler var (sanki)?

I am 23, too

Saturday, April 24, 2010


Bi gün kalabalık o caddede karşılaşırız.
Sen yukarı çıkarken ben aşağı iniyorumdur.
Senin acelen vardır ben vakit öldürüyorumdur.
Bi an göz göze geliriz.
Gördüğümüze inanamadan birkaç adım atarız.
Sonra görmezden gelmeyi düşünürüz.
Ama ayıp olur.
Dönmek istesek de dönemeyiz o noktadan sonra.
Senin adımların yavaşlar ben hızlanırım.
Yolumuz bi tek kez işte böyle kesişir.
Bi daha görmeyiz birbirimizi.

Olur biter.

Friday, April 23, 2010

Wednesday, April 21, 2010


Bana sözler vermeyin. Darılıyorum.

Celine: You know, I've been wondering lately. Do you know anyone who's in a happy relationship?
Jesse: Uh, yeah, sure. I know happy couples. But I think they lie to each other.
Celine: Hmf. Yeah. People can lead their life as a lie. My grandmother, she was married to this man, and I always thought she had a very simple, uncomplicated love life. But she just confessed to me that she spent her whole life dreaming about another man she was always in love with. She just accepted her fate. It's so sad.
Jesse: I guarantee you, it was better that way. If she'd ever got to know him, I'm sure he would have disappointed her eventually.
Celine: How do you know? You don't know them.
Jesse: Yeah, I know, I know. It's just, people have these romantic projections they put on everything. That's not based on any kind of reality.

Tuesday, April 20, 2010








Fazlasıyla hissetmekten daha kötüsü de varmış; hiçbir şey hissedememek. Boşluk hep daha zor. Acı verse de boşluğu dolduran bir şeylerin varolması bile rahatlatıcıymış sanki. Bense hissedemiyorum. Kimse korkmasın ne o eski depresyonlar ne de mutsuzluklar söz konusu. Yazdıklarımdan neşe ve mutluluk taşmadığı için herkesten şimdiden özür dilerim fakat yapacak bir şey yok, çünkü ben buyum. Ama dediğim gibi, zaten ortada ne depresif bir hava var artık, ne de mutsuz bir tema. Şimdilik kocaman bir boşluk var. Ne ile doldurulacağı şüpheli.

Sunday, April 4, 2010

EMPTY

Something has left my life
And I dont know where it went to, a ha ha..
Somebody caused me strife
And its not what I was seeking

Didn’t you see me didnt you hear me?
Didn’t you see me standing there?

Why did you turn out the lights
Did you know that I was sleeping

Say a prayer for me
Help me to feel the strength I did
My identity has it been taken?
Is my heart breaking on me

Cause my plans they fell through my hands
They fell through my hands on me
All my dreams it suddenly seems it suddenly seems
Empty

Friday, April 2, 2010

Elveda eski dostum


Şu an itibariyle (hiç olmazsa bir süreliğine) kadim dostum kahveyi hayatımdan çıkarıyorum.
Henüz zehirlenme vakasının etkilerini vücudumdan atamamışken, içtiğim o güzel kokulu kahvenin midemi delip geçercesine ağrıtması hiç de hoş olmadı. İhanet eden dostlara yaptığım gibi en eski dostum kahveyi de hayatımdan çıkarmanın zamanı gelmiş diyorum şu anda mide ağrısı ve mide bulantısıyla mücadele etmeye çalışırken...

Bu ayrılık çok uzun sürmez umarım.

Ama bir süre bana yaklaşmasan iyi edersin dostum...

Thursday, April 1, 2010

Burası AnGara!

Sevdiğim müzikler fonda Ankara olduğunda vermesi gereken tadı vermiyor. Bunu bir kez daha anladım bugün. Ankara'ya güzel müzikler yakışmıyor...
Tam beş yıl oldu ama ilişkimizde değişen bir şey yok. Ne ben sevebiliyorum burayı, ne bu şehir beni benimsiyor. Bir türlü ortak noktada buluşamadık. Neyse ki yalnızca iki ay kadar daha yer işgal edeceğim Ankara'da. Sonra: Adios!!!

Şehrin türlü yerlerinde oldukça sevimli(!) afişler gördüm bugün. Gökçek ve Erdoğan kafa kafaya vermişler, Gökçek'in parmağıyla işaret ettiği bir yerlere hulu içerisinde, mutlulukla bakıyorlar... Parlak(!) geleceğimize olduğunu varsaydım ve çok güldüm. Öyle abuk bir fotoğraf ki...

Ne diyebilirim ki, "Burası AnGara!"