Tuesday, June 15, 2010

01.43


Hiç istemediğim bir yolculuğa çıkıyorum yarın sabah. Sevmiyorum artık o şehri. Yaşattıklarını, hatırlattıklarını, yaşatabileceklerini sevmiyorum. İstemiyorum. İş görüşmesi için gidiyorum sözde ama kabul etmeyeceğim, şimdiden koydum kafaya. İstediğim bu değil. Yoruldum. Nefes almak istiyorum önce. Okul, finaller, çeviriler, ve ben gidiyorum daha adam gibi uzun uzun uyuyamadan bi kez olsun...

Koştur. Koştur. Kafan patlayana dek çalış. Ağrı sol şakağını delip beynine işleyecekmişçesine çevir çevir... Sonra konuş. Durmadan. Susmak bilme. İstemiyorum bunları. İstemiyorum hiçbir şey. Tutunacak bir şey yok, ellerim kollarım yüklerle dolu ve ben incecik topukları kırılmış aptal bir ayakkabının üstünde yürümeye çalışıyorum. Tek istediğim tüm o yükleri atmak, ayakkabıları bi kenara fırlatmak, sızlayan ayaklarımı denizin masmavi buz gibi sularında dinlendirmek. Yuvaya kapanmak lazım uçmadan önce. Biraz dinlenmek lazım son hızla koşmaya başlamadan. Belki de yere kapaklanmaya izin vermek lazım. Yiğitliğe leke sürdürmemek için olduğum yerde yaşlanıyorum, eskiyorum, yıpranıyorum. Hepsini ben kendim yapıyorum. Upuzun bi uyku iyileştirirdi beni. Haftalarca sürseydi. Geçer miydi bu baş ve kalp ağrıları? Ama benim 6.5 saat sonra uyanmam lazım.

Ölüyorum yorgunluktan....

No comments:

Post a Comment

siz de buyrun