Tuesday, August 31, 2010



Dileğim kabul oldu!

'O' gün


Hayat yoğun. Kararlar, sınavlar, görüşmeler, yollar bitti (şimdilik). Sırada sonuçlar var...

Bugün kalbim pır pır atıyor; çünkü akşam saatlerinde alacağım bir haberle bir kapı kapanacak, başka bir kapı açılacak belki de...

Heyecanlı ve endişeli ve tedirginim.

Bekliyorum.


Ayrıca....
Durup dururken bilgisayarım bozuldu. 1 iş gününde geliyoruz diyen servis 15 gündür gelmedi. Sinirler gergin. Beklemedeyim. Bütün çevirilerim, işlerim aksadı. Onun bunun bilgisayarında işlerimi halletmeye çalışıyorum. Ve günlerdir beni bekleten DELL servisine sevgilerimi(!) bir de buradan iletmek istiyorum!

Saçımı korkunç bir renge boyayan ve sonra aynı hafta içerisinde 3. kez boyanmasına sebep olan kuaföre de selam olsun!

Haberler şimdilik böyle...


Friday, August 13, 2010

Bu son!

Sabır......

O yollardan hangisini seçmem gerektiğini bana her seferinde bir kez daha gösterdiğin için binlerce teşekkür!!!

Evet, şimdi git yine başkalarıyla ilgilen.


Çekilebilirsin!

Thursday, August 12, 2010


Hayat bazılarına karmakarışık bir yol haritası çizer. Bu insanlar bu haritayı yoluna koymaya çalışırlar bir ömür boyu. Sorunlarla, sorularla, açmazlarla uğraşır; hangi yöne gitmeleri gerektiğine karar vermekte zorlanır; yanlış seçimlerle olmadık yerlere sürüklenirler. Oradan oraya savrulmakla geçer hayatları. Ancak sonuna geldiklerinde rahat bir nefes alabilirler. Hem çok zor ve yorucudur, hem de heyecanlı ve macera doludur bu yolculuk. Ama daima biraz risklidir de...

Ama hayat diğerlerinin önüne dümdüz bir çizgi çizer. Benim gibilerine. "Sen bu yoldan ilerleyeceksin ve hiçbir yere sapmayacaksın" der; "o zaman sana kötü bi sürpriz yapmam". Ama bu düz yol yetmez, memnun etmez. Yoktan var edip, virajlar kavşaklar inşa edip, şekillendirmeye çalışırız. Kimileri 'doyumsuz' der benim gibilere, kimileri 'zoru sever', kimileriyse 'kadir kıymet bilmez'. Çünkü sakin ve huzurlu yaşamı sırf "rahat battığı" için karmaşık hale getirmek bizim işimizdir.


Boş ve sıkıcı hayatımdan sıkıldığımda, hiçbir şey yapamazsam ötesinde berisinde çentikler, gedikler açmaya çalışıyorum. Yan yollara sapsam nolur ki, diyorum. Ama sonra bir duvara toslama ihtimali karşısında korkup kaçıyorum kendi güvenli, sakin yoluma. Hani ancak kaybetmek üzereyken anlarız ya elimizdekilerin değerini...



Şimdi yol ayrımları var; bakalım bu seçimde nereye doğru gideceğim ben...


Peki ya beş yıl başka şehirde, altı aysa başka ülkede yaşadıktan sonra ailenin yanında yüksek lisans yapmak?

Wednesday, August 11, 2010


Ergenlik yıllarımın aşklarından biri; 'loser' Seth Cohen.

Laf aramızda, The O.C. de güzel diziydi hani.

Oyunlar


İlişkilerde taktik yapmak hiç bana göre değil. Bugüne dek bi kez bile yapamadım, yapmam da. En klasik taktik olan 'kaçan kovalanır' mantığı ne kadar doğru olsa da, bi işin içine böyle ufak oyunlar, küçük hesaplar girince benim midem bulanır o işten.. Bu yüzden de neysem o oldum her zaman. Ve çok şey de kaybettim bu sebeple..
Deliler gibi aşık oldum sandım, çılgınlar gibi sevdim, keçi gibi inat ettim, boğa gibi kızgındım kimi zaman. Hepsini yaşadım, hepsini yaşattım, hepsini gösterdim doğrudan. Sevgimi nasıl yoğun yaşadıysam nefretimi de öfkemi de aynı yoğunlukta yaşadım. Kızdığım, üzüldüğüm, günlerce ağladığım, isyan ettiğim, yapılması gerekeni bildiğim halde bir türlü yapamadığım çok zaman oldu. Ama çok sevdiğim için, bu sevgi tükenemediği için, 'doğru olan'ı yapsam da mutsuz olacağım için, o adımı asla atamadım. Mutsuz olsam da sevdim, gittim sarıldım, yanında uyudum, yanağını okşadım...

Bu içtenlik bana ne mi kazandırdı?
Hiçbir şey.
Ben de küçük oyunlar oynasaydım, biraz taktik uygulasaydım el üstünde tutulur muydum?
Evet.

Ama ben ben olamayacaksam bütün bunlara ne gerek var? Ne kadar gerçek olur o durumda aşklar? Yanılıyor muyum?

Kafam karışık... Hem de çok...


Küçük bir gölde, fark edilen ve fark yaratan bir taş olmak mı, yoksa büyük bir ummanda sıradan bir kum tanesi olarak kaybolmak mı?

Ne olayım ben?


Bu kadar basit!

Monday, August 9, 2010

Bana da yaz gelsin istemiştim

Sevgili günlük


Günler birbirinin aynısı bu ara.
Uyan, çeviri yap, yemek ye, çeviri yap, kahve iç, çeviri yap, uyu.
Hava da öyle sıcak ki zaten dışarı adım atasım yok; eve çapayı attım, kafamı çıkarmıyorum neredeyse. Ama gerçekten çok sıkıcı bu durum... Deniz, kum, güneş üçlüsüne hasret kaldım ya... Bir yandan da iş bulma çabaları devam ediyor tabi. Ankara ya da İstanbul istesem şimdiye çoktaaan çalışmaya başlamıştım sanırım; bu sabah yine Ankara'dan bi şirketten aradılar. Ama ben İzmir olsun istiyorum işte n'apıyım...
Elimdeki işi bitirince önce Balıkesir'e oradan da İzmir'e gideceğim galiba. Tabii yine son anda bir aksilik çıkmazsa. Birazcık "dost" takviyesi yapıp güç kazanmanın vakti geldi de geçiyor bile :)

Friday, August 6, 2010

Wednesday, August 4, 2010


Huzur bulmak için ihtiyacım olan şey vazgeçmekmiş. Bir de meşgul olmak, işe boğulmak.

Güzel... Ben bunu sevdim :)



Şerefine!

Hava çok sıcak... Çoook çooook çoooook sıcak... Herkesin ağzından düşmeyen yegane cümle bu galiba son zamanlar da; tabii haklı olarak.

Sıcak ve boş, bomboş geçiyor günler. Her ne kadar deliler gibi dinlenmeye, tatil yapmaya ihtiyacım olsa da, bu boşluk ve amaçsızlık rahatsız ediyor beni. Bir an önce iş bulmak istiyorum.

Yeni kitabın çevirisine başlarım sanırım yakında; hele bir belli olsun da...

Tabii bu arada başka çeviriler de yapıyorum, para kazanmam lazım biraz. Haftaya cumaya kadar epey yoğun olacağım bu çeviriyle.

Düşünmeye, hissetmeye bile vakit ayırmak istemediğim bir dönem bu.


Hep diyorum ya, yazları sevmem; her yaz kabuk değiştiririm ben...

Monday, August 2, 2010

Remember Me

Dün gece "Remember Me" adlı filmi izledim.


Film pek de şaheser sayılmaz. Hatta "Alacakaranlık" serisinde yer almasıyla filmleri izlememiş olsam da olumsuz ön yargılara sahip olduğum Robert Pattinson'ın kimi zaman abartılı "duygusal ergen" tripleri filmi biraz itici kılabiliyor. Ama filmde Tyler'ın küçük ve sorunlu kız kardeşini oynayan 12 yaşındaki Ruby Jerins'in oyunculuğuna hayran kaldığımı söyleyebilirim. Bu küçük kız bana Altıncı His filmindeki Haley Joel Osment'i anımsattı. Film yaklaşık 2 saat sürüyor, bu 2 saat boyunca genel anlamda aynı şeyler etrafında dönüyor konu, 'e, anladık da nolcak şimdi' diyorsunuz içinizden. Ama en sonunda, tam da 'nasıl bi film bu ya' derken ilgi çekici bir sona bağlanıyor diyebilirim.


Dediğim gibi, mükemmel bir film diyemem ama izlemekten de zarar gelmez :)

Sunday, August 1, 2010

Anımsamak güzeldir

Amsterdam

Amsterdam

Venedik

Bratislava

Viyana

Viyana

Viyana

Prag

Prag

Prag

Prag

Prag
Berlin

Dresden

Dresden

Amsterdam

Benim bi evim yokmuş meğersem...

"Ben evimi özledim ama evim neresi bilmiyorum."