Tuesday, January 25, 2011

Stream of consciousness-2


Hava kapalı, serin ama insana canlılık veriyor.
Ofisin yapay ışığında fotosentez yapmaya çalışan zavallı bir eğrelti otuyum sanki. Boğulur gibi oldum; eğrelti otu karbondioksit değil, kahve tüketmek istedi. Çiseleyen yağmurda üşenmedim az ilerideki benzin istasyonuna gittim kahve almaya. Üstümdeki sıkıntıyı da yürürken çizmelerimin tabanından sıçrayan çamur gibi silkeler atarım sanıyordum, ama sıkıntım benden kopamadı bir türlü...

Nedir diye düşündüm. Nedir bu yetersizlik hissi? Neyibeğenemiyorsun hala kendinde?
23 yaşında 1.60 boyunda küçücük bir kadınsın. En büyük hayalim dediğin 3 şeyden ikisini daha bu yaşta gerçekleştirdin. İyi bir okulda okudun, iyi bir iş buldun. Hayalin olan işi de yapmaya çalışıyorsun elinden geldiğince. Dünyanın en güzel kadını değilsin belki, vermen gereken kilolar var, boyun da kısa, ama kimse çıkıp da çirkinsin de diyemez. Hiçbir şey olmasa yüzün yeter zaten, herkes öyle demez mi hani? E peki nedir derdin, neden rahat bırakmıyorsun kendini? Nedir bu ergen tripleri? Bilmiyorum, cevapları veremiyorum. Bir şey arıyorum, hep bir şey arıyorum. 23 yıldır bulamadım, ne olduğunu da bilmiyorum. Ama o tamamlanmışlık hissine erişemiyorum asla. Aşk? Çok seviyorum evet, ama çok. Yine de... O "yine de"ler bitmiyor, çünkü asla güvenemiyorum, güvenim de eksik hep. Bunun tek sorumlusu ben değilim elbet, ama kendimi bi bırakabilsem, akışına bıraksam her şeyi...
Nasılsın? diye sorsa biri; mutsuz değilim, ama mutlu da değilim.

Eskiden mektup arkadaşlarım vardı, bütün gün aynı sırayı aynı sınıfı paylaşsak da birbirimize yazdığımız o mektupların yerini tutmazdı hiçbir sohbet. O mektupları arkadaşımızdan çok kendimize yazardık belki de. Yazarak tanımaya başladım ben de kendimi. Hesaplaşmalarım hala kelimelerle. Barışırsak bir gün, eminim o da kelimeler sayesinde olacak. Ama ben o mektupları, o mektup arkadaşlarımı özlüyorum.. Bu bloglar, emailler çıktı mertlik bozuldu...

Gerçekliğine inanmak için dokunmak gerekmez mi?

3 comments:

  1. bu hayata da dokunamıyorum sanırım,o yüzden gerçek olduğuna inanmam zorlaşıyor yaşadıklarımın.

    ReplyDelete
  2. bazen ben de hem hayattan hem de kendimden uzaklaştığımı hissediyorum; uzanıyorum, ama yetişemiyorum, parmak uçlarım bile değmiyor kendime ve kendi hayatıma. Gerçeklik konusuysa tam bir muamma...

    ReplyDelete
  3. ne acimasiz bir dünya, baksana en büyük üc hayalimden ikisi iyi bir okul ve iyi bir is dedirtmis sana. bu senin öznel dünyan olmayabilir, bu hayaller sana ait olmayabilirler, bütün o yetersizlik, eksiklik hisleri bundan kaynaklaniyor da olabilir. bir dunya kurmalisin, her seyi belki de yeni bastan adlandirmalisin, üzücü olan sey kendi dunyani olustursan da bitmek bilmez o huzursuzluklar. sanslisin ve haklisin, sözcüklerden yana olmakla, seni düzlüge cikaracak seyin kelimeler olduguna inanmakla önemli bir adimi coktan atmissin. su 'tamamlanmislik hissi' varsin hicbir zaman olmasin, belki de yasam butun o arayislarla güzeldir.

    ReplyDelete

siz de buyrun