Monday, June 13, 2011

Kimse yok.

Haketmediğin yerden hiç beklemediğin bir darbe yediğin zamanki o şaşkınlığı görüyorum suratımda. Aynaya bakmama gerek yok. Biliyorum orada olduğunu. Gözümün ta içinde. Yanağımdaki bende. Alnımdaki yara izinde. Dudağımın kıyısındaki hep yukarı bakan çizgide.
Öyle romantik bir kırgınlık değil bu. Ne hissettiğimi kanadı yaralı bir kuşla değil, bir araba tekerleğinin altında kalıp canhıraş feryat eden bir sokak kedisinin kim bilir kaçıncı kez ezilen sol arka bacağıyla anlatabilirim belki.
O kedinin içindeki (ve dünyanın iplemediği) ince sızı var benim de yüreğimde. Çok acıtmıyor ama nefes alırken batıyor. Varlığını hissettiriyor.
Ki ben çok bir şey istemedim.
Ama insanların geçmişlerindeki acılar manasız yaralamalara sebebiyet veriyor, en olmadık kişilere hem de.

Bazen birilerini, bir şeyleri çok seversin, inanırsın onlara, çok değer verirsin, bağlanırsın. Ama sonra umulmadık bir anda tüm bu hissettiklerinin aslında basit bir ilüzyon olduğunu anlarsın; işte bu batıyor şu anda içime.

Ve sonuç: gerçekten kimse yok.